Tehliekli Yürüyüş (The Walk)

Tehliekli Yürüyüş (The Walk)

9
0
PAYLAŞ

tehlikeli yürüyüş

On iki kişi ayda yürüdü. Ama yalnızca tek bir kişi Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin arasındaki muazzam boşlukta yürüdü ve başka yürüyen de olmayacak.

Philippe Petit (Joseph Gordon-Levitt), gerçek hayattaki akıl hocası Papa Rudy’nin (Ben Kingsley) rehberliğinde, tüm engellere, aldatmalara, uyuşmazlıklara ve sayısız risklere rağmen, sıradışı bir uluslararası ekibin yardımıyla çılgın bir plan yapıp uygular. “Forrest Gump”, “Cast Away”, “Back to theFuture”, “Polar Express” ve “Flight” gibi başyapıtların ardındaki usta yönetmen Robert Zemeckis bir kez daha duygusal, karakter merkezli bir hikayeyi anlatmak için son teknolojiden yararlanıyor. Yenilikçi foto-gerçekçi teknikler ve IMAX® 3D büyücülüğü sayesinde “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ” hakiki bir beyaz perde deneyimi sunuyor. Sinemaseverler kelimenin tam anlamıyla bulutlara erişmeyi bire bir yaşayacaklar.

Bu, aynı zamanda, 7’den 70’e tüm izleyici kitlesine uygun olduğunu gösteren PG kategorisine sahip ender canlı aksiyon filmlerden biri ve gerçek bir zafer hikayesi. Seyircilerin daha önce hiç tanık olmadıkları bir şey: 1970’lerin Paris’ine ve New York’una, ama en çok da Dünya Ticaret Merkezi’ne bir aşk mektubu.

TriStar Pictures, LStar Capital işbirliğiyle bir ImageMovers yapımı olan “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ”ü sunar. Başrollerini Joseph Gordon-Levitt, Ben Kingsley, Charlotte Le Bon ve James Badge Dale’in paylaştığı filmi Robert Zemeckis yönetti. Filmin yapımcılığını Steve Starkey, Robert Zemeckis ve Jack Rapke, yönetici yapımcılığını ise Cherylanne Martin, Jacqueline Levine, ve Ben Waisbren gerçekleştirdi. Senaryosunu Robert Zemeckis ile Christopher Browne’ın kaleme aldığı “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ”, Philippe Petit’nin “To Reach the Clouds” adlı kitabına dayanıyor. Filmin görüntü yönetimi ASC’den Dariusz Wolski’nin, yapım tasarımı Naomi Shohan’ın, kurgusu Jeremiah O’Driscoll’un, kostüm tasarımı Suttirat Larlarb’ın, müziği ise Alan Silvestri’nin imzasını taşıyor. Filmin görsel efektler amirliğini Kevin Baillie üstlendi.

9 Ekim’de 3D ve IMAX 3D Olarak Sinemalarda.

FİLM HAKKINDA

Robert Zemeckis’in yeni filmi “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ” imkansız ama gerçek bir hikaye. Bu canlı aksiyon film 7’den 70’e herkesin izleyebileceği bir eğlencelik anlamına gelen PG olarak sınıflandırıldı. Dünya Ticaret Merkezi’ne bir aşk mektubu olan film sinemaseverlerin daha önce hiç görmediği bir 3D ve IMAX® görsel deneyimi sunuyor.

7 Ağustos 1974’te, Richard Nixon’ın başkanlıktan istifa edebileceğini açıklamasından bir gün önce, Fransız ip cambazı Philippe Petit Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin arasına gerdiği çelik kabloyla New York şehrini şaşırtır. O dönemde kuleler tamamlanmak üzeredir ve kısmen kullanılmaktadır. Yoldan gelip geçenlerden acelesi olanlar bile durup yukarı bakar ve imkansızı görürler: Bir adam gökyüzünde, adeta boşlukta dans etmektedir.

Bugün aradan 40 yıl geçmişken, sinemada duygusal hikaye anlatımı ile teknolojiyi birleştirmede en başarılı yönetmenlerden biri olan Zemeckis sinemaseverlerin kendilerini Petit’nin yerine koymalarını sağlıyor. Destansı bir sinema görsel şöleni olan “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ”, izleyicilere bugüne dek yalnızca tek bir adamın bulunduğu ve başkasının bulunmasının mümkün olmadığı bir yere gitme fırsatı sunuyor: Dünya Ticaret Merkezi’nin kuleleri arasında, yerden 110 kat yüksekte, bir kablonun üzerinde yürüme fırsatı.

“Bu hikayeyi ilk duyduğumda şöyle düşündüm: ‘Tanrım, birincisi, bu film her şekilde yapılmalı, ikincisi kesinlikle 3D olarak sunulmalı” diyen Zemeckis, şöyle devam ediyor: “Bir ip cambazını izlerken her zaman yukarı bakmanız gerekir. Asla ipin üzerinden bir bakış açısı göremezsiniz. Filmimiz Petit’nin hikayesini konu alacak ama nihayetinde sizi ipin üzerine de götürecek ve Philippe’le birlikte yürütecek. Filmi 3D olarak sunacağımız için görsel açıdan çok çarpıcı olacak; ve de çok duygusal.”

Görsel açıdan çarpıcı, duygusal; Petit ve topladığı ekibinin heyecan verici hikayesinde imkansızı başarma, ucundan dönen şeyler ve felakete ramak kalınan durumlar var. Zemeckis, “Bir performans sanatçısının kanunsuz müthiş bir işi başarması fikrini sevdim. Bu kanunsuzluk yasadışı ve tehlikeli bir şey ama kimseye zarar vermiyor. Başka bir zamana ait bir şeymiş gibi geldi. Artık böyle şeyleri pek görmüyorsunuz. Adeta bir fabl gibiydi” diyor.

Yapımcı Steve Starkey ise şunları söylüyor: “Philippe’in hayaline duyduğu tutku ve onu hayata geçirişinden çok etkilendim. Bir bakıma film yapmak isteyen bir yapımcıdan farklı olmadığını düşünüyorum. Fakat özünde bu, heyecanlı bir kanunsuz eylem filmi; Philippe’in ‘darbe’ dediği şeyi hayata geçirmenin gerilimini taşıyor. Filmin sonu beni ve başkalarını ağlattı; ‘Forrest Gump’ı okuduğumda da benzer bir an yaşamıştım.”

Zemeckis şunları aktarıyor: “Philippe iki kuleyi gördü ve aralarına kurşun kalemle bir çizgi çizerek, ‘bu iki kulenin arasına bir kablo çekmeli ve üzerinde yürümeliyim’ dedi. Onun zihninde, bu kuleler o performansı yapması için inşa edilmişti. Philippe’te inanılmaz olan şey, ki bu hikayeyi benim için eşsiz ve evrensel kılan da bu, tüm sanatçıların böyle şeyler yaşıyor olması. Bir sanatçıya, ‘Bu tabloyu neden yaptın? Bu müziği neden besteledin? Bu filmi neden yaptın?’ diye sorarsanız, asla net bir cevap alamazsınız. Sıradışı bir hayalin peşinden giden herkes Philippe’in içinde olan o duyguyla özdeşelecektir: Ne pahasına olursa olsun, bunu yapması gerekiyordu.”

Film onun öncesinde kim olduğunu ve o kablonun üzerine nasıl çıktığını (yetişmesi, manevi babası, vs.) anlatmakla kalmıyor, o TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞün hareketli görüntülerine de yer veriyor; üstelik hem izleyenlerin, hem de Petit’nin bakış açısından. Filmde Petit’yi canlandıran Joseph Gordon-Levitt, “TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞün tek kanıtı bir avuç fotoğraf” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Bunlar inanılmaz fotoğraflar ama olayın gerçekleşmesini görmek ve yaşamaktan çok farklı. Bana göre, Philippe karakterinin o ânı yaşadığı noktada ruhuna girmek, bu olaya yön veren tüm o umutları, korkuları, kusurları işleyen bir film yapmak eşsiz bir şey. Bir filmde böyle bir şeye tanıklık etmek ve orada karakter ile birlikte olmak, onun gördüğünü görmek son derece engin bir deneyim.”

Zemeckis “Forrest Gump”ta filmin anlatımını güçlendirmek için karakterin kendi sıradışı sesini kullanmış olduğu gibi, bu filmde de TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ sırasında içgörü sağlamak için o anları Petit’nin kendisine anlattırdı; özellikle de kablonun üzerinde olduğu sıradaki düşüncelerini. Özgürlük Heykeli’nin (Petit gibi, Amerika’ya Fransa’nın bir hediyesi) bu bakış açısından biraz gerçeküstü kullanımı PG sınıfı filmin fablı andıran niteliğini pekiştiriyor. “Bu, tüm ayrıntılarıyla gerçek bir hikaye” diyor Zemeckis, “ama aynı zamanda ‘evvel zaman içinde’ gibi bir tadı da var –zaman ve mekanın yitip gittiği. İşte bu yüzden gerçek ile mecaziyi birleştirdim.”

Buna uygun olarak, görsel efektler amiri Kevin Baillie “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ”e çok erken bir aşamada dahil olduğunu aktarıyor. “Altı yedi yıldır bu projenin bir parçasıyım. Robert’la birlikte ‘A Christmas Carol’ üzerinde çalışıyorduk. O sırada aklında İkiz Kuleler arasında kablo gerip üzerinde yürümeye çalışan çılgın bir Fransız hakkında müthiş bir film düşüncesi vardı.”

Filmin GE amiri sunduğu muazzam meydan okumadan dolayı projeyi özellikle ilgi çekici buldu: 1974’ün New York’unun tüm dünyası, yüzlerce metre yüksekten görüldüğü şekliyle sıfırdan yaratılacaktı. Üstelik TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞün yapıldığı kuleler artık yoktu. “Dünya Ticaret Merkezi’nin lobisinden 1974 New York’unun merkezine kadar her şeyi baştan yaratmamız gerekiyordu. Yapım tasarımı departmanı aslında seti kulelerden birinin çatısındaki dev bir platoda inşa etti. Akıl almaz havalı, büyük bir setti ama çevreleyen şehir, kuleleri sarmış sis, şehirden yükselen kulelerin kendileri fotoğraf referanslarına dayanılarak tamamen dijital olarak yaratılmak zorundaydı. Elbette bu binalar ne yazık ki artık yok ama mutlak şekilde, yüzde bin gerçek ve mevcut görünmeleri gerekiyordu çünkü filmin duygusal kalbini oluşturuyorlardı. Ancak, zor olsa da bunu mümkün kılacak teknoloji çok yakın zamanda geliştirildi” diyen Baillie, şöyle devam ediyor: “İlginçtir ki, örneğin, binanın renkleri konusunda farklı anılara sahip insanlar bile bulduk çünkü binaların rengi güneşin açısına göre değişiyordu. Hem anılarından dolayı hem de Philippe’in onların aralarında yaptığı şey çok güzel olduğu için o kulelere saygımızı göstermek ve onlara hakkını vermek istedik.”

Bu şekilde, “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ” sinemaseverleri geçmişte kulelerin farklı bir konumda –en azından öyle algılandığı– bir döneme götürüyor. Baillie şunları söylüyor: “İlk başta kimse İkiz Kuleleri beğenmedi. İnşa edildikleri sırada New York’taki herkes onların birer dosya dolabına benzediğini düşündü. Bu TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ gerçekleştikten sonra ise insanlar kuleleri sevdi. Binalar kişilik kazandı. Philippe Petit onların arasında yürüdüğünde, birden bire dönüşüm geçirdiler ve şiirselleştiler.”

Zemeckis, “Kuleler karakterler olarak filmde fazlasıyla yer alıyorlar” diyor ve ekliyor: “O TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ çok görkemli ve insani bir an. Bunun hatırlanması önemli.”

Zemeckis efsanevi kariyeri boyunca bir yandan hikaye anlatımına hizmet eden bir yandan da en son teknolojiyi kullanan filmler yaptı. Yönetmen için ise her şey hikaye anlatımına yönelik. Teknoloji diğer tüm teknikler gibi sinemacıların kullanabileceği bir araç. “Her sihrin sırrı karışımlardır. Her büyük sihirbaz illüzyon yaratmak için birden fazla teknik kullanır. Bunu yapmak sinemacıların da görevidir. Sahip olduğumuz tüm araçları çeşitli şekillerde karıştırarak kullanır ve izleyicinin hileyi fark etmemesini sağlarız” diyor Zemeckis.

Elbette, film gerçek Philippe Petit olmadan mümkün olmazdı. Petit filmin kendisinin gerçek hayattaki darbesini çok doğru bir şekilde yansıttığını söylüyor: “Robert Zemeckis’in birçok başyapıtını izledim ama bu film elbette benim için farklı çünkü hayatımın bir parçasını içeriyor” diyen Petit, şöyle devam ediyor: “İtiraf etmeliyim, sadece TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞü değil tüm macerayı izlerken heyecandan yerimde oturamadım. Filmi IMAX 3D’de seyrederken Ağustos 1974’teki o güne ışınlandım adeta. Bu benim hikayem, çok iyi biliyorum ve nasıl bittiğini biliyorum; buna rağmen, gizliden gizliye şöyle düşünüyordum, ‘Umarım, bu adamlar başarırlar!’ Şimdi, eğer ben muhteşem bir filmin gücüyle hayatımın en önemli gününe ışınlanabiliyorsam, filmi izleyen milyonları siz düşünün. Sinema tarihinde ilk kez, benimle birlikte kablonun üzerinde olacaklar. Bu çok güzel bir film; gördüklerime kesinlikle bayıldım.”

Petit’ye göre, hikayesinin kablo üzerinde yürümenin ötesine geçip evrensel ve ilham verici hâle gelmesinin sebebi bir sanatçının tüm kalbini ve ruhunu işine akıtışını konu alması. “Bir denge çubuğunu tutup diğer tarafa geçmek için hayatını tehlikeye atan biri ile hayatını öbür tarafa taşıyan benim gibi biri arasındaki fark bu” diyor Petit ve ekliyor: “Birinci tarzdaki biri nefes kesici olabilir ama diğeri ilham vericidir. Bir performansımdan sonra insanlar bana, ‘Hayallerimi gerçekleştirebileceğim, dağları devirebileceğim hissi verdi’ dediler. ‘İp cambazı’ kelimelerini alıp yerine bir başka meslek koyabilirsiniz. Burada konu mükemmellik arayışı, ayrıntılara gösterilen özen, araçlara saygı, kim olursanız olun kendinize bir yer edinmeniz; işiniz yaşama sanatı olsa bile.”

ROLÜ JOSEPH GORDON-LEVITT’E VERMEK – VE İP ÜZERİNDE YÜRÜMEYİ ÖĞRENMEK

Ana karakter Philippe Petit’yi Joseph Gordon-Levitt canlandırdı. Bu, çok az aktörün unutulmaz şekilde canlandırabileceği bir roldü. “Özellikle benim arzularıma ve bireysel yeteneklerime göre yazılmış gibi duran bir roldü” diyor aktör.

Zemeckis ise şunu söylüyor: “Joe’yla ilk buluştuğumda, bu karakterin kalbini ve ruhunu tamamen anladığını hissettim. Joe’nun çalışmalarına bakınca, dört dörtlük bir şov adamı olduğunu görüyorsunuz.”

Gerçekten de, “The Walk/TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ” Gordon-Levitt’in fiziksel becerilerinin (“Saturday Night Live”ın sunuculuğunu yaptığında, ters taklalar eşliğindeki unutulmaz şarkı ve dans performansında, büyük beğeni kazanmış gerilim filmi “Premium Rush”taki başrolünde birçok haftayı bisiklet üzerinde geçirdiğinde sahip olduğu fiziksel becerileri çeşitli kereler sergiledi) tamamını kullanmasını gerektiriyordu. Üstelik bunları şovmen olarak yetenekleriyle (televizyon programı “HitRECord on TV”) ve oyunculuğuyla (“Inception”, “Looper” ve “The Dark Knight Rise”) birleştirdi.

Aslında, Gordon-Levitt kablo üzerinde yürümeyi keyifli bir meydan okuma olarak gördü. “Ciddi bir meydan okumaydı ama ben meydan okumaları severim” diyor aktör ve ekliyor: “Bedenimle bir şeyler yapmayı, performansıma fiziksellik katmayı seviyorum. Filmlerde yakın çekim gibisi yoktur; öte yandan, bedeninizle izleyiciye sunabilecekleriniz de sinemayı eğlenceli kılan şeylerin bir parçası.”

Robert Zemeckis ise bu konuda şunları söylüyor: “İp cambazlığı ne midir? Bunun dublörlük olduğunu söyleyebilirsiniz çünkü risklidir. O tür bir performans tehlikelidir —gerilmiş bir kablonun üzerindesiniz; Dünya Ticaret Merkezi kulelerinde kablo yerden 396 metre yükseklikte— ama aynı zamanda bir danstır da. Ayrıca, jimnastiktir. Baledir. Başlı başına fiziksel bir performanstır; sadece dublörlük değil; başlı başına bir sanat biçimidir. Bu anlamda gerçekten ilginç bir şey. Dublörlere özgü bir iş gibi görülebilir ama aslında muhtemelen gerçek bir bale.”

Sonuç olarak, Gordon-Levitt ip cambazlığını öğrendi. Üstelik isteyebileceği en iyi öğretmenden: Philippe Petit’nin kendisinden. “Sekiz günü aralıksız olarak Philippe’le çalışarak geçirdim” diyen aktör, şöyle devam ediyor: “Benimle geçirdiği süre konusunda gerçekten cömertti; oldukça uzunca bir zaman birlikteydik. Bana ip üzerinde yürümeyi öğretti ama aslında bana öğrettiği şey bundan çok fazlasıydı. Philippe için ipin üzerindeki o denge tüm yaşamı ve yaratıcılığı için bir metafor.”

Gordon-Levitt, Petit’nin ip cambazlığı konusunda tavsiyelerini ve bilgeliğini de paylaştığını söylüyor: “Onunla tanışmadan önce kitaplarını yeni okumuş, röportajlarını izlemiştim. Kendisinin, ‘Ben hiç düşmem’ dediğini duydum. İtiraf etmeliyim ki ilk başta bunu yanlış yorumladım ve, ‘Ne kibirli bir ifade, pekala düşebilir’ diye düşündüm. Ama sonra bir araya geldiğimizde, bununla ne demek istediğini anlattı. Şöyle dedi: ‘Atlarım çünkü bu bir karardır.’ Dengeyle asla kontrolü kaybedecek noktaya gelene kadar savaşmamalısın. Sorun yaşıyorsan, çok geç olmadan bir karar vermelisin: Ya mindere atla ya da, ip yüksekteyse, dizüstü çök. Bu konuda bir şey yaptığında, düşmezsin.”

Petit ise şunları aktarıyor: “Ona ip üzerinde yürümeyi öğretebildim. Özel olarak, bire bir çalıştık. Son derece yorucuydu, her gün sabah dokuzdan akşam beşe. Molalar sadece otuz saniyeydi; ben de öyle çalışmıştım. Joe’yu gözümün önünden ayırmadım. Önce yerde bir çizgi üzerinde başladık. Çalışmalarımızın sonuna geldiğimizde ise, yerden iki metre yüksekte, dokuz metrelik ipin üzerindeydi.”

Ama Petit ip cambazlığını öğrenmenin ince bir ip parçası üzerinde denge kurmayı öğrenmekten fazlası olduğunu, bunun bir sanat olduğunu söylüyor: “Ona kendi çizgimi öğrettim, çizgi üzerinde yürümeyi değil” diyen Petit, şöyle devam ediyor: “Ona öğrettiğim şey şuydu: Bedenin ve ruhun, ya da kalbin veya zihnin ayaklarınla ve elindeki denge çubuğuyla birlik içinde olmadığı sürece denge olmaz. Benim için dengenin sırrı bu. Tutku olmadan, ruhunuz olmadan, ip üzerinde budala bir akrobat olursunuz.”

Sonuç olarak, Gordon-Levitt için ip cambazlığı oyunculuğa çok benziyor: “İlk adım çok zor çünkü şüphelerle karşı karşıyasınız. Fakat sonra şüpheleri bir kenara bırakma zorluğunu aşıyor, keyfe ve eğlenceye odaklanıyorsunuz. Kendinize, ‘bunu yapabilirim, zor değil’” diyorsunuz. Bu bana oyunculuğu hatırlatıyor. Kalkıp, ‘Aman Tanrım, kamera kayıtta, tüm bu insanlar izliyor, yüzüme gözüme bulaştıramam’ diye düşünürseniz mahvolursunuz. Böyle düşünemezsiniz. Tüm bu düşünceleri kenara koyup odaklanabilmelisiniz. İp üzerinde yürürken de çok benzer bir deneyim yaşadım.”

“Oyuncular rollerine hazırlanırken her zaman bir şeyler araştırırlar ama Joe bunu bir başka düzeye taşıdı” diyen Steve Starkey, şöyle devam ediyor: “Uygun şekilde oynamak için duygusal olarak hazırlanmak ve tekniği öğrenmek istemekle kalmadı; bunun da ötesine geçip kablonun üzerinde kendi yürüdü. Tüm platoyu gerçek bir kablo üzerinde boydan boya geçmeyi başardı. Eğitimi bu kadar ileriydi. Çekim ekibinden çılgınca bir alkış koptu çünkü aktörlerinin performansı kendisinin yapması karşısında büyük heyecan duymuşlardı.”

Gordon-Levitt ip cambazlığını öğrenmenin yanı sıra Petit’yi canlandırmanın da ilham verici olduğunu belirtiyor: “Philippe. Ne karakter ama! Onunla tanıştığım ve arkadaş olduğum için şanslıyım. Muazzam kararlılığına ve konsantrasyonuna tanık olmak; aynı zamanda, meraklı ve son derece kibar, pozitif, sihirli bu insanla bire bir bağ kurmak harika bir bileşimdi.”

Aktör, gerçek bir insanı canlandırmak için, bir role bürünmek yerine o insanın mizacını kapmanın daha önemli olduğunu söylüyor: “Aktör olarak benim için gerçek bir insanı onurlandırmanın en iyi yolu onu kendi içime çekmek. Körü körüne taklit etmek yerine, Philippe’in sevdiğim ve hayran olduğum yönlerini içselleştirdim ve bunların kendimce versiyonlarını oynadım. En önemlisi, Philippe’in o kablo üzerinde yürüyerek anlattığı genel hikayeyi anlatmaktı: Hayal ettiğiniz her şeyi yapabilirsiniz. İmkansızı yaratabilirsiniz. Sihir bu; sanat bu.”

Petit’yi canlandırabilmek için Gordon-Levitt’in Fransızca repliklerde ustalaşması, ayrıca pek çok replikte de İngilizceyi Petit’nin belirgin Paris aksanıyla söylemesi gerekiyordu. “İlginçtir ki Philippe hâlâ çok koyu bir Fransız aksanıyla konuşuyor ve bunu kasıtlı olarak yaptığını açıkça itiraf ediyor; sanırım onu farklı kıldığı için hoşuna gidiyor. Bu onun karakteri” diyen Gordon-Levitt, şöyle devam ediyor: “1974’te, TEHLİKELİ YÜRÜYÜŞ sırasında, İngilizce konuşma konusunda saplantılıydı çünkü ABD ve Amerikan kültürünü takıntı hâline getirmişti. Orada oldukları sürece tüm ekibine İngilizce konuşturdu. Artık Fransızcayı pek sık kullanmıyor. Onunla Fransızca konuşmaya çalıştığımda Fransızca karşılık veriyor ama çok kısa süre sonra İngilizceye dönüyor. İngilizce konuşmaya daha alışkın.”

Gordon-Levitt Fransızca repliklerde ustalaşmak ve İngilizceyi Fransız aksanıyla konuşmak için dil ve aksan koçlarıyla çalıştı. Öte yandan, yanında uzmanların dışında Fransızca konuşan rol arkadaşları da vardı: Clément Sibony, César Domboy ve Fransız asıllı Kanadalı Charlotte Le Bon da ona rehberlik etti. “Ona biraz yardım ettik ama o gerçekten iyiydi” diyor Charlotte Le Bon ve ekliyor: “Bu filmden önce de Fransızcası oldukça iyiymiş. Fransız kültürünü gerçekten seviyor. Fransız şiiri hakkında çok şey biliyor; benden bile çok.”

Petit’nin kendisi de Gordon-Levitt’le bire bir seanslarında aktörün ip üzerinde yürümekten çok daha fazlasını öğrendiğini söylüyor: “Bob Zemeckis sonradan bana şöyle dedi: ‘Sana bir sır vereceğim. Joe o stüdyoda ip cambazlığının yanı sıra sabahtan akşama ne yapıyor biliyor musun? Seni öğreniyor. Beden dilini, aksanını, çılgınlığını… ve bunu filmde görebilirsin.’ Ve gerçekten de görebildim! Bu film hakkında övgüden başka bir şey söylemem mümkün değil.”

Bir önceki yazımız olan 4DX Mars Cinema Group ile Türkiye'ye Geliyor! başlıklı makalemizde 4dx, 4dx cinema ve 4dx nedir hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorumlar

YORUM YOK

YORUM YAPMAK İSTER MİSİNİZ?